Afis deyip gecme tani! |
 |
Afis deyip gecme tani! | Published in Radikal Design Newspaper | 08.09 | Banu Alpay
11. İstanbul Bienal’inin kendisinden önce sesi, afişleri ile sokaklarda yankılanmaya başladı bile. Bosna Hersek doğumlu Dejan Krsic tarafından tasarlanan görsellerde, grafikte konstrüktvist dönemi çağrıştıran imgeler arasından Berthold Brecht’in söylevleri gözümüze çarpıyor.
Bakınca göz yoran hatta çoğunlukla artık dikkatimizi bile çekemeyen konser, etkinlik vs. afişleri arasından hem sade hem de bir o kadar kendisinden emin siyah büyük puntolu harfler ile beyaz fon üzerine yerleştirilmiş kelimeler çarpıyor göze. Önce ekmek gelir, ardından ahlak. Banka kurmanın yanında banka soymak nedir ki? 11. Istanbul Bienal’inin ilham kaynağı Alman yazar Berthold Brecht’in Elisabeth Hauptmann ve Kurt Weill ile beraber 1920’lerde yazdığı ‘3 Kuruşluk Opera oyununun kapanış şarkısı olan ‘İnsan Neyle Yaşar’dan satırlar bunlar.
12 Eylül’de kapılarını açacak olan Bienal, manifestosundan da anlaşılacağı üzere bu sene, sanatçılara güncel sorunlara cevap buldurmaktansa modası geçmis gibi algılanabilecek ancak halen geçerliliğini sürdürmekte olan ‘İnsan Neyle Yaşar’ sorusuna vurgulamalar yapıyor. Günümüz bienallerinin sanatı ‘havalı, hoş ve eğlenceli göstermeye çalışan’ mantığından uzak durmaya çalışan bienal ekibi bir zamanlar toplumsal ve siyasi değişimin en önemli aygıtlarından biri olan tiyatroda devrim yaratmış Brecht’in yalın ve bir o kadar da sarsıcı dilinden yola çıkıyorlar.
İstanbul son 22 senedir değişik kavramsal çerçevelerle tanımlanmış sanat bienallerine ve afişlerine ev sahipliği yapıyor. Peki nedir Bienal afişlerini önemli ve mecbur kılan?
‘Afiş, görsel dilin başlıca deney alanıdır.Değişen fikirlerin ve estetiğin, kültürel, sosyal ve siyasal olayların sahnesidir.’ diyor grafik tasarımcı ve komedyen Pierre Bernard. Görsel bir dille fikirlerini sahneye koyan bir çok grafik tasarımcı tıpkı Brecht’in sözleri ile yarattığı gibi sosyal ve politik devrimler yaratmayı ve bu devrimleri topluma kabullendirmeyi başarmışlardır. Tasarım tarihinde bir dönüm noktası olan ve günümüzde hatta 11. Bienal grafiklerimizde de rastladığımız konstrüktivist yaklaşım bunun en kuvvetli örneklerindendir. Avrupa’da 20. Yüzyılın başlarında yaygınlaşan ve sanatın geometrik nesne ve şekillerle soyutlandırıldığı kübizm hareketini benimsemiş Rus sanatçıların, 1917 yılında gerçekleşen Bolşevik Devrimi’nin beraberinde pekiştirdiği bir görsel akımdır. Siyah, beyaz ve komünist Rusya’yı temsil eden kırmızının hakim olduğu grafiklerde geometrik formlar ve kalın belirgin yazı kararakteriyle oluşturulmuş sloganlar görülür. Devrimin getirdigi hızla tasarım ve sanat ön plana çıkmış, bunun sonucunda kimi sanatçılar, görsel ifadenin toplumun ihtiyaçlarından ayrı, ruhsal bir tecrübe olarak kalmasını savunmuş kimileri ise sanatı zaman ve boşlukta, dünyayı algılamada yenilikler sunacak formların oluşturulması olarak kabul etmiştir.
Tasarımda konstrüktvzmin izleri olan ve keskin bir anlatım kabiliyetine sahip geometrik illüstrasyonlar. Tipografi ve punk grafiklere de öncülük etmiş kes yapıştır kolajlar, günümüzde görsel kullanılan yerli yabancı neredeyse her mecrada karşımıza çıkıyor. Ingiliz gazeteci Hugh Aldersey-Williams, politik amaçlarla çıkmış bu yaklaşımın politikacılardansa, tasarımcılar ve sanatçılar arasındaki daha popüler konumunu anlattığı yazısında konstrüktvizmi en cömert ‘-izm’ olarak tanımlıyor.

İstanbul Bienal grafiklerindeki tipografi ve kırmızı siyah geometrik şekillerin modernize edilmiş olmalarına rağmen kullanım tarzlarındaki tanıdıklık kaçınılmaz. Bienal’in 2009 kavramlarını düşündüğümüzde neden b
öyle belirgin ve yalın bir anlatım şeklinin s
eçildiğini
anlamak çok zor değil ancak tasarımcının geçmişine bakı
ldığında daha da ilginç örtüşmeler bulmak mümkün. 1961 doğumlu Dejan Krsic Doğu Avrupa’da bir çok kişisel ve kolektif sanat sergilerine katılmış olmanın yanı sıra Slovaj Zizek gibi Yugoslav filozofların tercümelerini de yaptı ve yayınladı. 90’ların sonuna doğru çıkarttığı ve editörlüğünü yaptığı punk yayını Arzkin de tasarımcının kendini özgürce ifade ettiği yayınlardan biri idi. Krsic’in beraber çalıştığı politik sanat kolektiflerinden biri olan NSK (Yeni Slovenya’lı Sanat) organizsyonu 1987’de Yugoslav Gençlik Günü için tasarladığı posterle ülkede büyük bir polemiğe yol açtı. Nazi sanatçı Richard Klein’ın bir resminin üzerinden, Nazi bayrağını ve kartalını Yugoslav bayrağı ve güvercini ile değiştirek tasarlanan poster yarattığı skandal ile ülke dağılmadan önce gençlik günü kutlamalarının tamamen iptaline sebep olmuştur.
Bir gerçek var ki bienaller halkın ekonomik ve kültürel olarak daha üst sınıfına hitap eden organizasyonlar. Bu sene ki Bienal’in iddialı konusunun ve destekleyici grafiklerinin ne kadar genel bir kitleye çekim alanı yaratacağı zamanla belli olacak. Klasikler arasına girer mi onu da kestirmek zor ancak şimdiden üzerlerinin başka ilanlarla kapatılmaya başlandığı ve ‘beğen al’ sloganı ile şakayla karışık anti-bienal grafiklerinin ortalarda dolaşmaya başladığı kesin.
image: Dejan Krsic - 2009 Istanbul Biennial posters |